Blog nedir? . . . Kendine blog oluştur ;)

anime

Yazılar

DARKORBİT

arkadaşlar internette gezinirken süper bi oyun buldum ismi darkoırbit çok az kota dolduruyor indirmene ve kurmana gerek yok sadece türkiyede 8 milyon kayıtlı üyesi var bende oynuyorum başta 3 şirketten birini seçiyosunuz bunlar"mmo -vru- eic" küçük bi gemi ile başlıyosunuz sonra yaratı k kestiçe tecrübe puanı ve kredi kazanıyosunuz kredi ile dahi iyi bi gemi alailirsiniz tecrübe puanınız arttıkça lwl atlıyosunuz  ve yeni haritalara gidebiliyorsunuz :www.darkorbit.com

 benim türkiye serverindeki durumum:

Merhaba (¯`·_D£ÅTHNØT£_·´¯),

Şu an sıralamadaki yerin 1.379

Oyunda 51.723.504 Tecrübe Puanı ve 138.178 Şeref kazandın.

Şu andaki seviyen 14.

Oyunda 409 Uzay Gemisi ve 14.258 uzaylı yok ettin.

Bir klana üye değilsin. %100 tavsiye ederim

death note

Death Note

Git ve: kullan, ara
Ölüm Defteri
Death Note
デスノート
(Desu Nōto)
Tür Doğaüstü, Dram, Fantezi, Korku, Polisiye, Psikolojik, +13
Manga
Yazar Tsugumi Ooba (hikaye)
Takeşi Obata (çizim)
Yayımcı Şūeişa
Yayınlandığı yer Haftalık Shonen Jump
Arena Komik
Gösterim Aralık 2003-Mayıs 2006
Cilt sayısı 12
TV anime
Yönetmen Tetsurō Araki
Stüdyo Madhouse
Kanal NTV
VIZ
GMA Network
Animax
Gösterim Ekim 4 2006-Haziran 26 2007
Bölüm sayısı 37
Roman: DEATH NOTE Another Note Los Angeles BB Renzoku Satsujin Jiken
Yazar İşin Nişio
Yayıncı Şūeişa
Kanada VIZ Media
Basım tarihi 1 Ağustos 2006
Cilt sayısı 1
Oyun: Death Note Kira Game
Geliştiren Konami
Yayıncı Konami
Tür Aksiyon
Puan A (Tüm yaşlar)
Platform Nintendo DS
Yayınlanma 15 Şubat 2007

Death Note (Japonca: デスノート - Desu Nōto, Ölüm Defteri), Japonya'da Tsugumi Ooba tarafından yazılıp Takeşi Obata tarafından resimlenen bir mangadır. On yedi yaşındaki bir lise öğrencisinin, bir şinigaminin düşürmüş olduğu doğa üstü bir defteri -Ölüm Defteri’ni- bulup kendini nasıl "Yeni Dünyanın Tanrısı" yaptığını anlatır. Bu deftere ismini yazdığınız kişi ölür.

Death Note önceleri manga olarak başlamıştır. İlk Şūeişa tarafından Haftalık Shonen Jump adlı bir dergide Aralık 2003’ten Mayıs 2006’ya kadar yayınlanmıştır. Toplam 108 bölümden oluşur. Daha sonra bu bölümlerden canlı bir film oluşturulur. Japonya'da 17 Haziran 2006 ve 3 Kasım 2006 tarihlerinde yayınlanmıştır ve ayrıca da bir animeye uyarlanır. Anime serisi Japonya'da 3 Ekim 2006 tarihinden 26 Haziran 2007 tarihine kadar yayınlanır.

Konu başlıkları

[gizle]
  • 1 Konu
  • 2 Ölüm Defteri
  • 3 Karakterler
    • 3.1 İnsanlar
    • 3.2 Şinigamiler
  • 4 Filmler
  • 5 Müzikler
  • 6 Dış bağlantılar

Konu [değiştir]

Raito Yagami zeki fakat hayatından bıkmış bir lise öğrencisidir. Fakat bir şinigaminin bilerek düşürdüğü doğa üstü bir defteri bulunca (Ölüm Defteri) hayatı değişir. İçindeki kurallarda deftere kimin ismi yazılırsa öleceği yazmaktadır. Raito önce buna inanmayıp kötü bir şaka olduğunu sanar. Fakat bir kere deneyip yazdığı iki kişinin kalp krizinden öldüğünü televizyondan öğrenince defterin gerçek olduğunu anlar. Defteri düşüren şinigami ile yani defterin eski sahibi ile tanışınca kendisini "Yeni Dünya'nın Tanrısı" olarak görür ve suçluları deftere yazarak ölümle cezalandırır. Halk tarafından da kendisine "kira" (Jap: katil) ismi verilir.

Sonra, birçok suçlunun kalp krizinden ölmesi Interpol ve gizemli dedektif "L" 'in dikkatini çeker. L "Kira" 'nın Japon vatandaşı olduğunu yaptığı bir test ile anlar ve hayatı pahasına olsa da Kira'yı yakalamaya çalışır.

Hikâye anime ve mangada benzerlik gösterse de farklılıklar mevcuttur.

Ölüm Defteri [değiştir]

Ana madde: Ölüm Defteri'nin kuralları

Karakterler [değiştir]

İnsanlar [değiştir]

Raito Yagami
Raito Yagami
Light Yagami (Kira) (Japonca: 夜神 月 - Yagami Raito)

Ölüm Defteri’nin sahibi. Raito başarılı fakat hayatından sıkılmış 17 yaşında bir lise öğrencisi. Ryuk tarafından insanların dünyasına düşürülen Ölüm Defteri’ni bulunca tüm suçluları ölümle cezalandırmak için kullanmayı seçti ve kendine "Kira" ismini taktı. Raito’nun en çok istediği şey suçlardan arınmış tanrının ise kendisinin olduğu bir dünya yaratmak. Kendini adalet olarak görmekte.

L
L
L (Japonca: エル - Eru)

L dünyanın en iyi üç dedektifi arasındadır ve bu diğer iki dedektifte farklı kimliklerle yine kendisidir , kendini Kira’yı bulmaya adamıştır bu yüzden Raito’nun en başta cezalandırmak istediği isimdir.. Başlangıçta Raito L'i küçümsemiş fakat küçümsediği anda hiç beklemediği bir şekilde L'in tuzağına yakalanmıştır, daha sonraları L'i ciddiye almaya başlayan Raito artık çok geç kalmıştır çünkü L daha önce yaptığı hatalardan yola çıkarak Raito’yu çok hızlı bir şekilde köşeye sıkıştırmayı başarmıştır. L in çok garip alışkanlıkları vardır; Dizleri çenesine kadar çekik oturmaktadır, toplantıların ortasında şeker ve şekerli şeyler yer ve ikram eder, telefon çatal vb. Nesneleri kendine has bir biçimde tutar. (Telefonu baş ve işaret parmağıyla, çatalı ise baş, işaret ve orta parmakları ile tutar.) Rakiplerine tahmin edemeyecekleri kadar yakın olan ama asla açık vermeyen farklı bir strateji uygular.

Misa Amane
Misa Amane
Misa Amane (Japonca: 弥 海砂 - Amane Misa)

Kira’ya hayranlık duyan bir kız. Japonya’da ünlü bir top model. Farklı tarzlarda giyinmeyi seviyor. Olgunlaşmamıştır ve kendini üçüncü bir kişye karşı şirin göstermeye kalkışmak için hazırdır. Raito’yu ölesiye sevmektedir ve ona “bir bakışta aşık olur”. Raito sadece kendi planlarını düşünmektedir ve bu Misa’yı seviyormuş gibi davranmasının tek sebebi Misa’da şinigami gözlerinin olmasıdır ve Misa bu gözleri iki kere almıştır.

Mello
Mello
Mello (Japonca: メロ - Mero)

Yetim olan Mello Watari’nin kendisini evlat edinmesiyle Watari ile büyümüştür, Near gibi. L’in tatlıya olan düşkünlüğü Mello’da da vardır. Sık sık çikolata yerken görünür. Mello sıklıkla duygularının onu mutlu etmesine izin verir. Mello ilk ortaya çıktığı zaman Raito onu bulup öldürmeye çalışır, Mello kaçmaya çalışır fakat o sıradaki bir patlamada yüzünün sol tarafı yandığı için yüzünün sol tarafında bir yanık izi oluşur.

Near
Near
Near (Japonca: ニア - Nia)

Near L gibi olmak istiyen bir gizli ajan. Kendini araştırmalar boyunca N olarak adlandırıyor. Fakat L nasıl şeker küpleri ve çatallarla oynuyorsa Near’da kendi saçı ve oyuncaklarıyla oynuyor.Near da L gibi alışılmışın dışında bir şekilde oturmaktadır, fakat küçük farklarla. Near, Mello’ya güçlerini birleştirip Kira’yı beraber yakalama teklifi sundu isede Mello onu geri çevirdi. Near’da Kira Özel Timi’ne katıldı.

Teru Mikami
Teru Mikami
Teru Mikami (Japonca: 魅上 照 - Mikami Teru)

Mikami dördüncü Raito sayesinde dördüncü Kira olmayı seçti fakat Raito bunun Ölüm Defteri için güvenli olmayacağını anladı, zaten Aizawa ve Mogi adlı polisler Raito ve Misa’yı takip ederken. Mikami Kira’nın şiddetli bir destekçisi, zaten birçok düşüncesi, ideali ve öncelikleri Kira ile aynı, Kira, Mikami’yi fark edince Mikami kendisinden geçti, Onun Tanrısı, Mikami’yi seçmişti. Mikami Kira’ya tamamen sadık olacağına söz vermişti. Mikami’nin kişisel hayatı ile ilgili çok az bilgi var. Hayatında hiç bir hobisi ve yapacak bir şeyi yok.

Şinigamiler [değiştir]

Ryuk
Ryuk
Ryuk (Japonca: 魅上 照 - Ryuk)

Raito’nun aldığı Ölüm Defteri’ni insan dünyasına düşüren orijinal şinigamidir. Monotonluktan sıkılmış olan ve şinigami dünyasında şinigamilerin başkanını kandırıp ikinci bir Ölüm Defteri'ne sahip olan Ryuk, Death Note’un hikayesini başlatır. Ryuk, Raito’nun dostu değildir ve ilk buluşmalarında, bir gün kendi defterine Raito’nun ismini yazabileceğini söyler. Ryuk genelde Raito’ya yardım etmeyi reddeder ve Raito’nun amacına ulaşmak için çabalamasını izlemekten zevk alır. Kendi zevkleri ve ilgilerine göre hareket eder ve çoğunlukla Ölüm Defteri hakkındaki anahtar ayrıntıları Raito’ya söylemek konusunda başarısız olur. Bununla beraber, Ryuk eğer eğlence veya elma elde etmek gibi çıkarlar karşılığında Raito’ya hizmet eder.

Rem
Rem
Rem (Japonca: 魅上 照 - Rem)

Misa’ya Ölüm Defteri’ni ve şinigami gözlerini veren dişi şinigamidir. Ryuk’a benzer olarak Rem, iki Ölüm Defteri taşır; bununla beraber, Misa Amane’ye defteri kasten verir. Rem, diğer Ölüm Defteri’ni, Misa’nın hayatını korurken ölen Jealous’tan almıştır ve defteri alma hakkının da Misa’ya ait olduğunu düşünür. Tuhaf olarak Rem, Jealous’ın Misa’ya olan sevgisini de miras almıştır ve Misa’yı hayatı pahasına savunmaya hazırdır. Bunu Raito’ya güvensizliğini açık bir şekilde belirtirken söyler ve eğer Misa zamanından önce ölürse, Raito’yu öldüreceğini açıklar.

Filmler [değiştir]

Death Note'dan esinlenerek, orijinal L ve Kira hikâyesinden iki film çıkmıştır; Death Note ve Death Note the Last Name. Bu filmler manga ve animeden büyük oranda farklı bir senaryo izlemektedirler ve manganın tersine L, Rem tarafından öldürülemez ve Kira'yı ölmeden önce yakalayıp Raito'nun Kira olduğunu kanıtlamayı başarır. Bununla birlikte filmin sonunda L'nin Rem tarafından öldürülememiş olmasının daha önce L'nin gerçek isminin ölüm defterine yazılmış olduğu ortaya çıkar; buna göre L yaklaşık 20 gün daha yaşayacak ve bu süre içinde ölmeyecektir. Bu sondan esinlenerek orijinal seriden farklı üçüncü bir film daha yapılmış ve filmde L'nin bu son günleri konu edilmiştir; L: Change the WorLd.

Müzikler [değiştir]

Açılış müzikleri
# Adı Seslendiren Bölümler Dinle
1 the WORLD Nightmare 1-19
2 What's Up People?! Maximum the Hormone 20-36
Bitiş müzikleri
# Adı Seslendiren Bölümler Dinle
1 Alumina (アルミナ, Arumina) Nightmare 1-19
2 Zetsubou Billy (絶望ビリー, Zetsubō Birī) Maximum the Hormone 20-36
İçinde geçen müzikler
# Adı Seslendiren Bölümler Dinle
Misa no Uta Aya Hirano 24

ufo gerçeği

UFO Gerçeği
 

ein Bild

ein Bild

ein Bild

UFO (Unidentified Flying Objects) yani Türkçe adıyla Tanımlanamayan Uçan Cisimler. Yarım asırdan fazla bir süredir insanların en büyük merak konularından biri ufolar ve yeni bin yılda da en fazla ilgi odağı olacak gibi gözüküyorlar. Gerçek ya da değil; bir tek şey var ki o da UFO’ların güncelliğini hala ilk günkü gibi korumasıdır. Ve bu güncellik hiç bitmeyecek bir sürecin içinde varlığını sürdürecektir.

UFO Nedir: Bir çok fenomenlerde anlatıldığı üzere, bu tanımlanamayan uçan cisimler kimi zaman bir daire şeklinde, kimi zaman çok büyük boyutlarda bir elips ya da bir puro şeklinde görülmektedirler. Bir zamanlar hayal gücünün ve bilinçaltının insanlara bir oyunu olarak yorumlanan bu olgu, bugün inkar edilememektedir. Televizyon kameraları karşısında bilimselliği ve somut gerçekleri savunan ve bir adım geri basmayan, UFO olayını görmezlikten gelen bilim adamları, profesörler vb. kişiler, televizyon kameraları stop düğmesine bastıkları andan itibaren de bu olguyu onaylayıcı bir tavır sergilemektedirler.

Ama son yıllarda kamuya açılan resmi dosyalar, hükümet bazındaki sözcülerin konuşmalarında UFOlarla alay ettiği dönemlerde bile konunun ne kadar ciddiye alınmış olduğunu göstermektedir. O dosyalar çok şey anlatmakta ve hem görgü tanıklarının, hem de bilinmeyen gök cisimlerinin radarda izleme olaylarının kayıtlarını içermektedir. Bu kayıtlarda askeri jetlerin UFOları kovalarken nasıl başarısız olduklarından tutunda, köylerdeki saman yığınlarının üstüne inenlere kadar bir dolu kanıt bulunmaktadır. Bu belgeler çeşitli tanımları içermektedir ve bu tanımlamalar da yanlış olmadığı gibi, hayal ürünü de değildir ve o cisimler dünyadaki hiçbir şeye de benzememektedir.

Bir de son zamanlarda en çok UFOlar tarafından kaçırılma olaylarının öne çıktığı görülmekte, kişiler yaşadıkları bu olayları anlatabilmek için olmadık yollara başvurmakta ve inandırabilecek birilerini bulabilmek için amansız bir mücadele vermektedirler. Kaçırılma konusu, daha az somut kanıt sunan bir konudur ve araştırmacılara göre, gerçek fiziksel anomalilere dayalı psikolojik olgulardır.

UFO ZİYARETLERİ

İlk Ziyaretler: Birçok yorumcu modern UFO çağının 1947’ler de başladığını iddia etmektedirler ama, asıl çağın başlama tarihi 1880’de, sanayi devriminin doruğuna ulaşılırken başlamıştır.

Aslında olayın özüne inecek olursak, UFOlar çok daha uzun süredir etrafımızda dönüp durmaktadırlar. Günümüzde bazı Kutsal Kitap alıntıları, kimi satırlar doğaüstü varlıkların uçurduğu cisimlere atıflarla doludur. 1880’den Birinci Dünya Savaşına kadar olan bölüm ise, bu olgunun en açık seçik örneklerini gözler önüne sermektedir.

16 Mart 1880 akşamı, çok büyük bir pervaneye sahip, puro biçiminde bir hava taşıtı New Mexico’da üç kişi tarafından gözlemlenir. Bu üç tanık, hava taşıtındaki insanların bilmedikleri bir dili konuştuklarını, gülerek kendilerine seslendiklerini ve on kişi olduklarını belirtmişlerdir. Hatta bu kişiler gemideki kişilerin davranışlarını sarhoş davranışlarına benzetmişler ve gemiden aşağı onlara, birinin üzerinde uzak doğu yazısına benzer bir yazı olan ipek ya da saten benzeri bir kağıt, birine güzel bir çiçek ve diğerine de acayip bir işçilik ürünü olan fincan atmışlar. Hava taşıtından atılan bu nesneler hemen o üç kişi tarafından alınmış ve bir depoda diğer insanlara teşhir edilmiş. Aradan birkaç saat geçmeden depoya gelen bir yabancı eşyaları incelemiş ve onların Asya kökenli mallar olduğunu, kendisinin de bu tip şeylerin koleksiyoncusu olduğunu belirterek bayağı yüksek sayılabilecek bir meblağı depo görevlisine vererek eşyaları satın almış ve ortadan kaybolmuştur. Bu tip yaklaşımlar yaşanan cisimli UFO olaylarından sonra hep olagelmiştir. Günümüzde bu tip insanlara giyim şekillerinden dolayı “Siyahlı Adam” denilmektedir.

Daha sonraları buna benzer olaylar muhtelif tarihlerde gelişmiştir.

ein Bild

İkinci Ziyaret Döneminin Başlaması: 1880’den 1947’ye kadar olan sürede yaşananlar, 47 ve sonrasında adeta istila halini almıştır. Kayıtlara geçen ve geçmeyen binlerce yaşandığı iddia edilen olaylar, çok kabarık bir arşivi de beraberinde getirmiştir.

1947’nin 24 Haziran günü ABD’nin Washington Eyaleti pırıl pırıl bir gün yaşamaktaydı. Bu havanın temizliği ve berraklığı Cascade Dağlarını daha bir güzel hale getiriyordu.

Otuz iki yaşında bir iş adamı olan Kenneth Arnold, aynı zamanda da dört bin saati aşkın bir uçuş tecrübesine sahip olan bir pilottu. Arnold, aynı zamanda tek motorlu bir Callier marka uçağa da sahipti. Bulana 5000 $ ödül vaadedilen  deniz piyadelerine ait bir uçağı aramak için o gün gökyüzündeydi. Arnold’ un uçağı dağ uçuşları için tasarlandığından, bu tip uçuşlar için de ideal bir araçtı. Arnold, düşen Curtess C-46 komando nakliye uçağını aramaya başladı. Uçak  dağlarda bir yerlerde kaybolmuştu ve o güne kadar da bulunamamıştı. Arnold da o uçağı bulamadı ama; başka bir şey buldu, daha doğrusu, o şey gelip onu buldu!

Arnold dağın üzerinde dönüş yaparken, son derece parlak bir ışık, uçağının yüzeyini aydınlatınca şaşırır kalır. Önce yaklaşmakta olan başka bir uçağa çarpmakta olduğunu düşündü. Ve telaşla o uçağı yaklaşık otuz saniye boyunca aradı, kendini çarpışmadan korumaya çalıştı. Gerçekten de bir uçak gördü! Bu, bir DC-4’ tü ve Arnold onun San Francisco Seattle tarifeli seferini yapan uçak olduğuna karar verdi. Ama iskele tarafında ve gerideydi ve de o ışık oyununu onun yaptığı düşünülemezdi.

Bunları düşünürken, bir ışık daha çaktı, bu sefer Arnold ışığın tam nereden geldiğini saptayabildi. O tarafa, o çizgiye doğru yöneldiğinde, şaşkınlıktan ağzı bir karış açık kalmıştı. Doruğun üzerinde inanılmaz hızla formasyon uçuşu yapan bir grup çok parlak cisimler görüyordu.

Aralarındaki mesafe yaklaşık yüz mil civarındaydı ama, onları tam olarak göremiyordu ancak cisimler kendisine doğru yaklaşmaktaydılar. Arnold, son saniyeye kadar onları formasyon uçuşu yapmakta olan jetler olduğunu zannediyordu. Ve dokuz adet olduklarını görebildi. Çapraz bir dizilişle yaklaşıyorlardı ve formasyonlarında ilk dördünün arasındaki uzaklıklar eşit, sonraki beşli grup ise daha seyrekti. Fakat Arnold’un fark ettiği yalnızca bu değildi, daha tatsız bir durum daha fark etmişti bu da yaklaşan uçakların hiç birinin kuyruğu yoktu ve çok değişik bir formasyonda uçuyorlardı. En öndeki diğerlerinden daha üstte ve sanki rüzgarda savrulan uçurtmalar gibi ya da su üstündeki hız tekneleri gibi daha doğru bir ifade ile bir kaz sürüsünün uçuşu gibi bir formasyon almışlardı.

Bu uçakların etkileyici bir başka özellikleri de, ikide bir kanatlarını eğmeleri ve yüzeylerinden o mavimsi beyaz ışığı fışkırtarak uçmalarıydı, Arnold’a göre! Arnold, ilk başlarda o ışığın onlardan geldiğini düşünememiş, kanatların pırıl pırıl cilalı yüzünde güneşin yansıması olarak yorumlamıştı. Arnold’a göre uçuşun yönü hiç değişmiyor, ama cisimler tek tek dağ doruklarının arkasına girip girip çıkıyor, bazılarının önünde, bazılarının ise arkasında uçuyorlardı. Dokuzu birden gözden kaybolduğunda, Arnold’un kafası iyice karışmış, Hava Kuvvetlerinin bir teknolojik mucize yarattığını düşünmüştü. Bundan sonra ne yaptığı işe ne de 5000 $ dolara konsantre olamıyordu, bir an evvel aşağıya inip gördüklerini arkadaşlarına anlatmalıydı.

Arnold Tarihe Geçiyor: Arnold iniş yaptıktan sonra, bu garip olayı arkadaşlarına anlattı ve aralarında saatler süren bir durum muhakemesi yaptılar. Fakat herhangi bir sonuca varmaları imkansızdı ve olay daha yüksek makamlara intikal etti ve iş gazetelere kadar yansıdı. Ve bir ajans haberinde olayı ABD’nin her yerindeki insanlar öğrenmişti. Arnold’un inanılır ve güvenilir bir insan olması, olayı daha cazip bir hale getirmiş ve herkes tarafından konuşulur olmuştu.

Arnold’un yaptığı tariflerde, gördüğü cisimlerden ”Suyun üzerinden ileriye doğru fırlattığınız bir tabak nasıl uçarsa öyle uçuyorlardı...” şeklindeki ifadesinden “uçan daire” tabiri da doğmuş oluyordu.

Olay tüm dünyadaki basının hayal gücünü bir anda esir almış, normal olmayan olaylarının hazırlıksız kurbanlarından pek çoğu gibi, Arnold da istemeyerek bir basın gösterisi başlatmıştır. Böylelikle de bu olayın kahramanı olarak tarih sayfalarındaki yerini de alır.

FBI Etkilenmiyor:  Bu olayın yankıları sürerken FBI ajanlarından birisi Arnold’un görmüş olduklarının gerçek olduğu tezini savunur ve bu kişinin yalan söyleyerek kazanacaklarının kaybedeceklerinden daha az olacağına ve böyle bir yalan konuşmaya ihtiyacı olmadığını savunmuştu.

Daha sonra, 22 Mart 1950’ de FBI’dan Guy Hottel, patronu J. Edgar Hoover’a, “Uçan Daireler” başlıklı yolladığı  garip bir yazıda şunlardan bahseder :

“Bir Hava Kuvvetleri araştırmacısı, uçan daireler diye bilinen şeylerden üçünün New Mexico’da ele geçtiğini söylemiştir. Bunların yuvarlak biçimde olduğu, ortalarının biraz yüksek olduğu, ortalarının biraz yüksek olduğu, çaplarının yaklaşık 50 feet civarında olduğu belirtilmiştir. Her birinin içinde, insan biçiminde, ama boyları yalnızca 1 metre olan, çok ince metalik giysiler giymiş üçer ceset bulunmuştur. Bu cisimlerin New Mexico’da bulunmasının, hükümetin o yörede çok güçlü bir radar tesisine sahip olmasından, bu radarın uçan dairelerin kontrol mekanizmasını etkilemesinden ötürü olduğu sanılmaktadır.”

Bu kadar olağanüstü bir haberin nedense FBI hiyerarşisi tarafından pek de ciddiye alınmadığı söylenebilir.

Garip olan; böyle bir olayın o tarihlerde ki kurgubilim film yapımlarının henüz o düzeyde olmadığı, dolayısıyla da UFO’ların düşmesi konularına atıfta bulunulamayacağı savı kuvvetlidir. Ama ondan sonra, Amerika’da insan kaçıran UFO raporlarında bu yaratıklar bir standart oluşturdu. Söz konusu yazı gizlice yollandığı sıralarda, dünyanın ilk UFO kitabı olan Uçan Daireler Gerçektir adlı kitap piyasaya sürüleli henüz bir iki hafta olmuştu. Bu kitabın yazarı olan eski bir deniz piyade subayı Donald Keyhoe, kitabında olayın örtbas edilmekte olduğuna dair suçlamalarda bulunmuş ve büyük sansasyon yaratmıştı.  

Roswell Olayı : Olay New Mexico’nun Roswell bölgesinde 1947 yılının 4 Temmuz saat 23:30 sıralarında cereyan eder. Bu tarihte William Mc. Brazel adlı bir çiftçinin arazisinde bir UFO yere çakılır. Brazel, UFO’dan etrafa dağılan parçaları görünce olayı yetkililer haber verme ihtiyacı hissediyor ve 5 Temmuz 1947 günü askeri yetkililer inceleme için bölgeye geliyorlar, bölgeyi de ziyaretçilere kapatarak uzay cismine ve içinde bulunduğu iddia edilen cesetlere el koyuyorlar.

Çiftçi Brazel, aynı gün arazisinde aynı cisme ait bir iki kalıntının daha olduğunu tespit eder. Brazel bulduğu o kalıntıları da alarak ertesi gün Roswell kentine gider ve yetkililer kendisinden o parçaları da teslim alırlar. Brazel’in bulduğu parçalarla ilgili yerel bir gazete de çıkan haber üzerine yetkililer olayı yalanlayarak, kalıntıların düşen bir meteoroloji balonuna ait olduğunu açıklarlar. Amerikan hükümeti olayı basından ve halktan gizlemeye kararlıydı. Ve cesetlerle birlikte UFO’dan geriye kalanları bir üsse taşıdılar. Yıllar sonra o zamanlar orduda görevli olan kameraman Jack Barnett, tüm çevreleri ayağa kaldıran açıklamasında, cesetlere otopsi yapıldığını ve kendisinin de bu olayı kare kare kamerayla tespit ettiğini açıkladı. Bu kayıt yaklaşık 90 dakikalık olup, belki de dünyanın en büyük sırlarını gizliyordu. Tabi ki bu film, hükümet politikası gereği yıllar boyu açığa çıkarılmadı, gizli tutuldu. Hatta bazı iddialara göre dönemin başkanı Truman da otopside hazır bulunmuştur.

Fakat kameraman Barnett o kadar da saf biri değildi ve filmin bir kopyasını da kendine çıkarmayı bilmişti. Daha sonra İngiliz gazeteci ve televizyon yapımcısı Ray Santilli yüklüce bir miktar karşılığında filmi satın aldı. Bundan sonra da dünya basınını ayağa kaldıran uzaylı varlık otopsisi yavaş yavaş dış dünyaya açılmaya başladı.

Diğer UFO Ziyaretleri:

· Yıl: 1994

· Yer: Meksika/Tepetzlan

Carlos Diaz, 1977’ den beri dünya dışı canlılarla ilişki kurduğunu iddia ediyor, ama onların nereden geldikleri hakkında bir açıklama da yapmıyordu, ya da yapamıyordu. Ancak bir konuşması sırasında, onların araçlarına bindirildiğini ve dünyanın içine doğru götürüldüğünü, orada muhteşem çiçek bahçelerinin bulunduğunu, ilahi bir müziğin çalındığını ve dünyanın her tarafından getirilen yaşam türlerinin dolaştığını belirtti. Dünya dışı canlılar dünya yüzündeki yaşam türlerini korumaya çalışarak, azalan türleri yeniliyorlar ve en büyük korkuları insanların gezegenin yüzeyini yok etmesi. Diaz, belki de UFO literatürünün en ilginç örneklerinden çünkü reklamını yapmıyor ve doğru ya da yanlış bildiklerini açıklamaktan kaçınıyordu.

UFO’ lar tarafından kaçırıldığını iddia edenlerin en ünlüsü hiç şüphe yok ki Yazar Whitley Strieber’dir. Strieber, aynı zamanda Comunion’un ve Breakthrouhg’un yazarıdır. Strieber, gördüğü en otantik dünya dışı canlı görüntüsünün kendisine yollanan bir fotoğraf  olduğunu iddia etmekte ve şunları söylemektedir: “Anatomik yapıları mükemmel. Büyük siyah gözler onların yüz yüze etki gücünün yüksekliğini ve düşünce yansıtma yetilerini gösteriyor.Bu fotoğraf bana İngiltere’den yollandı, yollayan Andy isimli birisi, ama maalesef açık kimliğini bilmediğimiz için bir telif hakkı uygulayamadık. Doğru veya yanlış ya da sahte ama son derece otantik ve inanıyorum ki griler gecenin bir yarısında karşımıza çıktıklarında korkmayalım diye kendilerini bize alıştırıyorlar.”

Şimdi okuyacaklarınız Disney UFO Gerçeğini Açıkladı başlığı altında Fenomen’in 15 Eylül 1997 tarihli 19. sayısından aynen aktarılmıştır :

18-19 Mart 1995’ te, Disney Şirketi hiçbir ön duyuruda bulunmadan kendi tv kanalında, bir UFO belgeseli yayınladı, alışılmış ön anonslar yapılmadan yayın beş eyalete (Connecticut, Tennessee, Alabama, Florida ve California) yapıldı. Belgesel inanılmazdı; Yayının hemen öncesinde Disney’ in en üst düzeyinden Michael Eisner, ekrana gelerek şaşırtıcı bir açıklamada bulundu ; “İnsanoğlu, tarihinin en önemli olayının tam ortasındadır; diğer gezegenlerdeki zeki yaşamla kurulan gerçek bir ilişkiden söz ediyorum... Uzak galaksilerdeki zeki yaşamın temsilcileri şimdi insan ırkı ile açık bir ilişki kurmanın gayreti içindeler ve biz bu akşam sizlere bu olayı göstereceğiz... Bizim algılarımızın çok ötesindeki sınırsızlıklarda varolan zeki varlıklar, insanlığın galaktik birliğe katılması için işaret veriyorlar, bu harika bir çağrı ama aynı zamanda da korkutucu... Uzaylıların araçları dalgalar halinde geliyor ve son birkaç yıl gösterge olarak kabul edilirse, Dünya planeti gözlem deneyinin zirvesine ulaşacak. 1947 yılının başlarında canlı yaratıklar tarafından yönetilen dev uzay gemileri dünyaya ulaştılar; onların fizik düzeyi galaktik yolculuklara izin veriyor ve dünyanın atmosferinde inanılmaz bir hızla uçabiliyorlar. Bir ve birden fazla uzay aracı dünyada kaza yapmıştır ve bu olaylar ABD Askeri Araştırmaları nedeniyle örtbas edilmektedir... Roswell olayı gerçektir ve üç dünya dışı canlı orada kazadan kurtulamamıştır. Enkaz ve ölü uzaylılar özel bir soruşturma komitesinin çalışması sonucunda gizli bir yere taşındılar; operasyona ‘Majestik 12’ adı verilmiş ve organizasyon bizzat Başkan Truman’ın emriyle gerçekleşmişti ve bundan sonra hükümet kesin bir bilgi vermeme kampanyasını başlattı.

Tüm hükümetler kendi otorite anlayışları içersinde hareket ediyorlar ama dünya dışı canlılarla ilişki saf dinamitle oynamak anlamına gelmektedir. Başkan Jimmy Carter, ofisinin ABD Başkanlığı olduğunu sanıyordu, ekibi ise uzaylılarla ilişkinin resmen açıklanmasının yararlı olduğuna inanıyor ve gayret gösteriyordu. Bir iç Hükümet belgesinde betimlendiği gibi, bazı güvenlik sırları  Beyaz Saray’ ın hukuki varlığının dışındadır. 1975 yılı Kasım ayında, hemen her Stratejik Hava Komutanlığı üssü UFO’ lar tarafından ziyaret edildi. Hükümet kaynaklı eğilimler, askeri ve bilimsel yöneticilerin yarım yüzyıldır süren dünyalılarla uzaylıların ilişkisini açıklayan resmi belgelerin artık açıklanmasının istendiğini gösteriyor. İstatistikler gösteriyor ki, önümüzdeki beş yıl içinde çok büyük bir olasılıkla dünya dışı ilişkilerle karşılaşacaksınız. Bir çok Amerikalı dünya dışı uzay araçlarına binerek, yenilikleri keşfetmekten büyük mutluluk duyacaktır...”

Eisner’ in inanılmaz açıklaması tüm uygar ülkelerde büyük şok yarattı çünkü Disney bugüne kadar saygınlığını hiç azaltmadan koruyabilmiş nadir kuruluşlardan biriydi ve çizgi-filmlerin ötesinde dünyanın en ciddi ekonomi tröstleri listesinin ilk satırlarındaydı. Bazı UFO araştırmacıları Disney Belgeseli’nin gizli bir deney olduğunu düşünüyorlar, bu şekilde toplumun tepkisi ölçülüyor ve UFO Gerçeğinin resmen açıklanmasıyla patlayacak devrime kitlelerin uyum yeteneği araştırılıyor.

Ve Aldatmacalar: Bugüne kadar dünya basınında ve halk arasında UFO’larla ilgili bir çok fenomen ortaya atılmıştır. Bunların bir kısmı doğru olsa da bir kısmı gerçek değildir. UFO olayında da, gerçek anlamda bilinemeyen her olayda olduğu gibi, aldatmacalar düzenlenilmesi mümkün olabilmektedir.ALINTIDIR

KAYNAK:www.gizliilimler.com.tr

youtube

arkadaşlar biliyorsunuz ki youtube ulaşım yine engellendi youtube girmenin en kolay yolu

www.ctunnel.com  keyifli seyirler.

vampir

Vampir, günbatımı ile şafak arasında dirilerek mezarından çıktığına, insanlara saldırıp kanlarını emdiğine inanılan hayali canavar.

Vampir kültürü Babil’den kalan örneklere dayanır ve yüzyıllar boyunca değişimini inceleyen kapsamlı folklorik tarihsel araştırmalara konu teşkil eder. Kan emme ve öldükten sonra dirilme efsaneleri Ortaçağ’da yayıldı. 1200’lerde İngiltere’de Galli bir din adamı olan Walter Map bir vampirin bütün bir köy ahalisinin kanlarını emmek suretiyle öldürdüğünü iddia etti. Map’ın iddasına göre köyde sağ kalan son kişi kılıcını çekip kana susamış cehennem yaratığının kafasını ensesine kadar ikiye bölmüş ve tehlikeyi sona erdirmişti.

Sadece Hıristiyan Avrupada değil çeşitli toplumlarda vampir efsaneleri yaratıldı. Hindistan’da kimi kadınlar , uyurken kana susamış cinlerin saldırısına uğradıklarına inanırlar. 1001 Gece Masalları’nda dişi vampirlerle ilgili öyküler yer almaktadır. Yeni Gine’nin Camma kabilesinde Ovengua cini ya da Borneo adasındaki Dayak kabilesinde Buau adlı varlık da benzer inanışlara dayanan yaratıklardır.

Tarihçiler vampir kelimesinin Sırpça, Lehçe ya da Türkçe’den türetildiğini öne sürer. Bu efsanenin ayyuka çıktığı ve vampir avlarının düzenlendiği 1730’lu yıllarda Aydınlanmanın ünlü filozofu Voltaire konuya şöyle bir yorum getirir: “Gerçek kan emiciler mezarlarda değil, aramızda. Borsa spekülatörleri, tüccarlar ve işadamları halkın kanını hergün emmekteler. Bunlar kesinlikle ölmüyor ama yaşarken çürüyor.” Karl Marx’ın konuya yaklaşımı ise şu şekildedir: “Sermaye ölü emektir. Ancak canlı emeğin emilmesi ile vampirlere özgü biçimde hayat bulur. Ne kadar emerse o kadar hayat bulur.”

1820’lerde bir eleştirmen “Vampiri olmayan tiyatro yok“ diye veryansın etmiştir. Yazar Sheridan Lefanu‘nun 1872’de yazdığı “Carmilla” adlı öyküyle vampirler, aralarına ilk kez bir kadını almışlar buradan da vamp sözcüğünü türetmişlerdir.

İrlanda’lı yazar Bram Stoker, 1897’de yazdığı “Drakula” adlı eserinde türün bütün mitlerini toparladı ve bu konudaki en iyi klasiği meydana getirdi. Bu kitap vampir efsansinin sinemaya da atlamasına neden oldu. Alman dışavurumcu yönetmen Murnau , 1922’deki ünlü klasiği “Nosferatu” ile sinema tarihindeki ilk vampir filmini çevirdi. 1930’lu yıllarda Hollywood’un en gözde konularından biri vampirlerdi. Sinemanın en tanınmış vampir oyuncusu ise Christopher Lee'ydi. Zaman içinde vampirler pusuya yatmış canavar görünümünden kurtulup şık, baştan çıkartıcı , güzel yaratıklar haline geldi. Francis Ford Coppola ise Bram Stoker’ın romanından yaptığı özgün uyarlama ile vampirlerin hayatını bir trajedi olarak yorumladı.Bilim Açısından Vampirlik

Bram Stoker
Bram Stoker

California Devlet Üniversitesi araştırmacılarından kimya profesörü Wayne Tikkanen’in yaptığı araştırmaya göre vampirliğin asıl sebebinin Porfiria hastalığı olduğu tespit edilmiştir. 1700’lü yıllarda hastalık hakkında bilgisi olmayan Avrupalılar, hastaları vampir olarak niteleyerek lanetlemekteydiler. Bir çeşit kan zehirlenmesi olan Porfirya hastalığının ilerlemesiyle derinin kızılötesi ışınlara karşı zayıfladığı ve bu nedenle karardığını açıklayan Tikkanen, “Hastada anormal kıllanma görülür. Dudaklar kuruyup çekildiği için dişler ortaya çıkar. Hasta çok acı çeker. Sonunda çıldırır.” diyerek hastalığı açıklamıştır. Bu hastaların derilerinin hassaslığı nedeniyle sadece geceleri çıkabildiklerini ve tedavi amacıylada hayvan kanı içtiklerini belirten Tikkanen “Hikayelerde vampirlerin neden gece dışarı çıkıp kan içtiklerinin yanıtı işte bu.” demiştir.

Ancak diğer bilimsel kaynaklar, porfiria hastalığının vampir efsanesini doğuruğu iddiasına şüpheyle yaklaşmaktadır. Porfiria hastalığı ve vampirlik Türkçe

Hastalıkla anlatılan efsaneler arasındaki bazı uyuşmazlıklar vardır. Öncelikle portifia'nın bir çok çeşidi bulunmaktadır va bunlardan sadece en az rastlananı deri bozukluklarına yol açmaktadır. Ki bu bozukluklar sadece diş etinin çekilmesi değildir,yüz derisinde çatlamalar, burnun veya parmakların düşmesi gibi belirtiler de vardır. Orta çağda mezarlıklarından çıkarılan kişilerin bu kadar aşırı görüntü bozukluklarına sahip olduklarından bahsedilmemiştir. Ayrıca bu güne kadar kayıtlı olan 200 hastalık vakası vardır, ki bu da kocaman bir mite yol açabilecek büyüklükte değildir.

Vampirlerin gün ışığına çıkamadıkları ilk defa roman yazarları tarafından söylenmiştir. Oysa 18 ve 19 yy. vampirlerine gündüzleri de rastlandığına dair söylentiler vardır. Ayrıca Drakula her ne kadar bembeyaz bir cilde sahipse de, balkanlarda "al yanaklı" tasvir edilen vampir efsaneleri vardır. Queen Of The Damned filmindeki Akasha esmerdir.

İnsan vücudu, sindirim sistemine giren her besini en küçük yapı taşına ayırıp, bundan kendi moleküllerini yapar.Portifia hastalarının ihtiyaç duyulan o karmaşık molekülü kan içerek sağlayamaz. Ayrıca sarmısakta portifinın etkilerini arttıracak maddelerin varlığı kesin olarak kanıtlanamamıştır.

Orta çağda daha yaygın olan bir hastalığın daha bu inanışların kaynağı olabileceği düşünülmektedir. Bu hastalıkta kişi uzun bir süreliğine bayılır. Bilinci yerindedir ancak vücudunu kontrol edememektedir. Bir süre sonra hasta, büyük ihtimalle bir tabutta, ayılır/uyanır. Bu hastalık nadir de olsa günümüzde de görülmektedir. Discovery Channel'da bir kadın, üç defa morga da uyandığını anlatmıştır.

Belki de bu mitin açıklamasını bu kadar uzakta aramaya gerek yoktur. Anahtarın efsanelerin ana kahramanları ölüler olma olasılığı da vardır.Ölülerin cildi zaten daha soluk olur. Basınçtan dolayı genelde ağzın kenarlarında patlayan damarlar, insanlara ölünün kan emdiği izlenimini verir. Ölümden sonra saçlar ve tırnaklar uzamaya bir süre daha devam eder, bu da kişinin hala yaşıyor sanılmasına neden olur.

Türklerdeki vampir inanışları

Türk folklorunda sık karşılaşılmasa da Batı’nın literatürlerine girmiş kayıtlar mevcuttur (Vampir-cadı bağlantısı ve kriminoloji kayıtlarına girmiş olan 1970’li yıllarda Cihangir vampiri gibi olaylar da yaşanmıştır)

1884’te Budapeşte Üniversitesi öğretim üyelerinden ve şarkiyat akademisinin kurucusu Profesör Arminius Vambery, özyaşamsal kitabı “Arminius Vambery : Yaşamı ve Maceraları”nda Türkler'deki bazı vampir inanışlarına da değinmektedir. Macar dilinin köklerini araştırmak amacı ile Orta Asya’ya kadar derviş kılığında yolculuk eden Vambery’e göre: “ Osmanlılar’da yaygın bir inanışa göre vampirler ağaç kovuklarında gizlenirler ve oralarda avlanırlarmış. Ele geçirilen vampirler kelleleri kesildikten sonra bir çuvala konup denize atılırmış.”

“Cadılar hortlayan ölülerdir” diye açıklar Prof. Pertev Naili Boratav ve ekler “Çokluk kadınların cadı olduğuna inanılır , ama erkeklerden de cadılaşanların bulunduğuna tanıt belgeler vardır. Türk geleneğindeki cadı aşağı yukarı Batı inanışlarındaki vampiri karşılar . Cadılar mezardaki taze ölüleri çıkartıp ciğerlerini yerlermiş. Bir Rumeli anlatmasından öğrendiğimize göre eskiden cadıları zararsız hale sokan uzman cadıcılar olurmuş.”

Borotav’ın vurguladığı cadı vampir ilişkisini ve cadıcıları kanıtlayan ilginç bir belgeyi Mehmet Seyda sunmaktadır: Aşağıdaki yazı 1833 yılında Tırnova kadısı Ahmet Şükrü Efendi tarafından hükümet merkezine gönderilmiş ve Takvim-i Vekayi gazetesinin 69. sayısında yayınlanmıştır:

“Tırnovada cadılar türedi . Gün battıktan sonra evlere dadanmaya başladı. Zahireye dair un, yağ, bal gibi şeyleri birbirine katar ve bazen içlerine toprak karıştırır. Yüklüklerde bulduğu yastık, yorgan, şilte ve bohçaları didikler, açar, dağıtır insanların üzerine taş, toprak, çanak ve çömlek atar, hiç kimse bir şey göremez. Birkaç kadın ve erkeğin üzerine saldırmış. Bunlar çağırıldı, soruldu: “Üzerimize sanki manda çökmüş sandık“ dediler. Bu yüzden mahalle halkı evlerini başka yana taşımışlardır. Kasaba halkı bunların cadı denilen habis ruhların eseri olduğunda ittifak etti. İslimye kasabasında cadıcılık ile tanınmış Nikola adındaki adam getirildi ve kendisiyle 800 kuruşa pazarlık edildi. Bu adamın elinde resimli bir tahta vardı. Mezarlığa gider, tahtayı parmağının üzerinde çevirir resim hangi mezara bakarsa cadı o mezardaki habis ruh imiş. Büyük bir kalabalıkla mezarlığa gidildi. Resimli tahtayı parmağında çevirmeye başlayınca resim sağlıklarında yeniçeri ocağının kanlı zorbalarından Tekinoğlu Ali Alemdar ile Apti Alemdar denilen iki şakinin mezarına karşı durdu. Mezarlar açıldı. Cesetler yarım misli büyümüş, kılları ve tırnakları da üçer dörder uzamış bulundu. Gözlerini kan bürümüş, gayet korkunç idi. Mezarlıktaki bütün kalabalık bunu gördü. Bu adamlar sağlıklarında her türlü pis çirkin işi yapmış, ırza, namusa, mala saldırmış, adam öldürmüş Yeniçeri ocakları kaldırıldığı zaman her nasılsa yaşlarına bakılarak cellada verilmemiş ecelleri ile ölmüş kişilerdi. Sağlıklarında yaptıkları yetmezmiş gibi şimdi de halka habis ruh olarak tebelleş olmuşlardı. Cadıcı Nikola’nın tanımına göre , bu gibi habis ruhları defetmek için cesetlerin göbeğine birer ağaç kazık çakılır ve yürekleri kaynar su ile haşlanırmış. Ali Alemdar ile Apti Alemdar’ın cesetleri mezardan çıkarıldı. Göbeklerine birer ağaç kazık çakıldı ve yürekleri bir kazan kaynar su ile haşlandı. Fakat hiç tesir etmedi. Cadıcı “bu cesetleri yakmak gerek” dedi. Bu hususda şer’an da izin verildi ve iki yeniçerinin mezardan çıkarılan cesetleri mezarlıkta yakıldı. Çok şükür kasabamız da cadı şerrinden kurtuldu”

Tırnova kadısının naklettiği olay türün literatürüne uygun bir vampir olayıdır. Arada küçük farkları olsa da klasik cadıcılık yöntemlerini izlemektedir. Örneğin kazık göbeğe değilde kalbin hizasına çakılır yürekleri kaynatmak kadar cesetlerin kellelerini uçurmak da geleneğe göre etkin bir çaredir. Bu tür asılsız söylentilerin halkı disiplinsiz yeniçerilere karşı harekete geçirmek için ortaya atıldığı sanılmaktadır. [1]

1965 tarihli Fate (Yazgı) adlı Amerikan dergisi; İstanbul'da yaşadığı, özel bir kan bankasını işlettiği ve Kont Drakula’nın soyundan geldiği iddia edilen Kont Alexander Cepesi ile yapılan bir röportajı yayımlamdı. Olayı kaleme alan ve Capesi'yi İstanbul’da ziyaret eden Leo Heiman adlı bir yazardır. Yazıya göre, vampir araştırmacıları tarafından güvenilir bir kaynak olarak kabul edilen ve Kazıklı Voyvoda’nın soyundan olan Kont Alexander Cepesi Romanyalı olup 1947 yılında eşi Olga ile birlikte İstanbul’a yerleşir. Bir özel kan bankası kurar. Kişilerden kan ve plazma satın alıyor ve Türk hastaneleri ile Kızılay’a pazarlamaktadır. Yazar Heiman Kont Cepesi ile İstanbul Hilton’un barında buluşur ve söyleyişiyi Kont’a ait bir yelkenlinin de barındığı İstanbul Yat Kulübü’nde sürdürür. Kont bir vampir uzmanıdır. Boğaziçi’ne bakan beş odalı bir dairede eşi , iki kızı, iki kedisi ve bir papağanı ile birlikte yaşamaktadır. Kızlarından biri Fransız bir cerrahla diğeri Türk bir bankacıyla evlidir. Sohbet boyunca Yassıada şarabını yudumlayan kont Kazıklı Voyvoda'nın hikayesini uzun uzun anlatır ve Vlad Drakul’un soyunun tek vampiri olduğunu söyler. Leo Heiman’ın yazısı 1980 yılında tekrar gündeme geldiğinde Amerikalı araştırmacı Fern S. Miller yazarın kimliğini çözmeye çalışsa da onunla ilgili bir iz bulamaz. Yazıyı yayınlamış olan Fate dergisi Heiman’ın adresine sahip olmadığını söyler. İsrail Hayfa’da bir Leo Heiman adresi bulunur ama adrese gönderilen mektup cevapsız kalır. Sonuçta 1980’den bu yana ne yazar Heiman ne de ropörtaj yaptığı kişi hakkında bilgi alınamadığından kaynak düzmece olarak kabul edilebilir.

1960’lı yıllarda İstanbul basınını meşgul eden, Yeni Akşam gazetesinde manşet olan vampir haberi ise tümden uydurmadır ve Edouvard Roditi’nin kara mizah türündeki “İstanbul vampirleri : Çağdaş iletişim yöntemleri konusunda inceleme” (The vampires of İstanbul: a study in modern communication methods) adlı öyküsünün kahramanlarından esinlenmiştir.

Vampir araştırmacıları

Dünyayı dolaşarak vampirliği araştıran Rosemary Ellen Guiley, çeşitli ülkelerdeki pek çok vampir derneği ve sayısız insanla görüşerek akademik çevrelerin ilgilendiği bir araştırma kitabı yayınlamıştır. Bu özelliği Guiley’i bir vampir araştırmacısı yapmaktadır.

Guiley araştırmasında etkileyici veriler elde etmiş ve şu sonuca ulaşmıştır :

“Aslında tümü saçma. Vampir tanımı kişiden kişiye değişse de, genelde filmlerden ve kitaplardan etkilenilir. Ortada hep ölümsüz, fiziksel ve cinsel yönden çok güçlü, yapmacık, geceleri yaşayan ve doğaüstü güçlere sahip bir yaratığın olduğu var sayılır. Bu saçma inançlara göre bir vampir, kötülük doludur çünkü yaşayan insanların kanlarını emerek yaşamını sürdürür, oysa bu doğaüstülük ve ölümsüzlük için işe yaramaz. Sonuç olarak bütün bunlar vampir folklorunden kaynaklanır ve gerçekten uzaktır."

Vampire: The Masquerade

White Wolf tarafından kurgulanmış popüler RYO'lardan biridir. Oyun vampir faliyetlerini insanlara belli etmeden yaşamanızı gerektiren bir dünyada geçer. İnsanların vampirlerin varlığını bilmesi gizlenmelidir. Ayrıntılı bilgi için bkz. Vampire: The Masquerade.

Carl Gustav Jung ve vampirlerin kaynağı

Psikiyatrinin babası Carl Gustav Jung, kolektif bilinçaltı kuramında insanlığın ortak bir ruh alanında veya frekansında bir bütün olduğunu veya iletişimde olduğunu savunur. Kolektif bilinçaltı zamanın başlangıcından beri insanlık tarafından paylaşılmakta, ilkel anıları ve örnek tavırları yani arketipleri içermektedir. İşte bu örnekler, insanları çeşitli biçimde etkiler: Hayallerde, rüyalarda, dini inançlarda, mitlerde, sanatta ve folklörde belirir. Jung'un bu kuramına göre, vampirler de kolektif bilinçaltındaki arketiplerden biri olarak yorumlanabilir.

Efsane : Âdem ile Havva'nın çocuğu Kain

Lilith


Ve Tanrının kendisi, Uriel'ın ağzından Kain'e son ve en büyük lanetini verdi:

"Sen ve senin çocukların, bu diyarda gezdiği sürece karanlığa tutunacaklar. Sadece kan içecekler. Sadece kül yiyecekler. Bir ölü gibi yaşayacaklar, fakat ölmeyecekler. Son günlere kadar dokunduğunuz her şey yok olacak!"

Bu lanetle Kain acı bir çığlık attı, gözlerinden kan geliyordu. Kanı bir kabın içine doldurdu ve içti.

Kafasını kaldırdığında Cebrail karşısında duruyordu. Fırtına sonrası sessizliğinin verdiği yankıyla: "Âdem'in oğlu, Havva'nın oğlu; babamın bağışlayıcılığı sandığından çok daha büyük. Şimdi bile affedilmeye bir yol açıldı. Bu yola "Golconda" diyeceksin. Çocuklarına ondan bahset, çünkü sadece bu yolla yeniden ışıkta yürüyebileceksiniz."

Vlad Tepes

Vlad Tepes Portresi
Vlad Tepes Portresi
Kazığa oturtulan insanlar
Kazığa oturtulan insanlar

1444'te, 13 yaşındayken kardeşi Radu ile beraber, devşirme olması amacıyla Edirne'ye getirilmiştir. 1447'de babası 2. Vlad Drakul ve abisi Mircea'nın Macarlar'la savaş sırasında ölmesinin ardından; Macarlar tarafından Eflak'ın başına getirilen 2. Vladislav'ı devirmesi için 1448'de yanına bir de ordu verilerek salıverilir. Kardesi Radu Osmanlılarla kalmayı tercih eder. Vlad Tepes, kraliyet ailesinin düşman kolundan olan 2. Vladislav'ı devirir ama tahttaki ikinci ayında yine Macarlar tarafından Moldova'ya sürülür, 2. Vladislav tekrar başa geçer. Üç sene sonra, 1451'de Moldova prensi Boğdan'ın öldürülmesini fırsat bilerek Eflak'a döner. Geçen süre zarfında 2. Vladislav Hunyadi Yanoş'a ihanet ederek Osmanlı tarafına geçmiştir. Dracula'ya da Macarlar'ın tarafına geçmek düşer. 1456'da Hunyadi Yanoş 2. Sırbistan seferine çıkarken Kazıklı da 2. Eflak seferine çıkar, 2. Vladislav'ı öldürür ve başa geçer. Bu olaydan sonra meşhur işkenceleri başlar. Tahta geçer geçmez ilk yaptığı işlerden birinin ülkesinde yoksul insan kalmasın diye dilencileri ve yoksulları toplayıp bir yemek vermek, ardından da hepsini diri diri yakmak olduğu söylenir. 1456'dan 1462'ye kadar süren altı senelik hükümdarlığı sırasında kadın, çocuk demeden; kimi kaynaklara göre 40 binden kimilerine göreyse 100 binden fazla insanı öldürtmüştür. 1462'de Osmanlı İmparatorluğu'nun Eflak'ı topraklarına katması üzerine kaçmak zorunda kalır, yardım beklediği Macar Kralı kendisini zindana atar. Osmanlılar, Eflak'ın başına Vlad Tepes'in kardeşi Radu'yu getirir. Radu 1473'e kadar tahtta kalır. 1475'teki ölümüne kadar geçen iki senelik sürede ise, rakip aile Danestiler'den yaşlı Başarab ile Radu arasında tam altı kere el değiştirir . Radu'nun ölümünden sonra bir buçuk sene kadar aralıksız tahtta kalan Basarab'ın saltanatı, Macar krallığının desteğini almayı basarıp 3. Eflak seferine çıkmış olan Vlad Tepes tarafından bozulur. Kazıklı, Moldova ve Transilvanya ordularının da desteğiyle 3. kez, ancak ilki gibi yine yalnızca iki aylığına tahta çıkar. Orduların Transilvanya'ya hareketini fırsat bilen Osmanlılar, Kazıklı'yı devirir. Rivayete göre öldürülüp başı İstanbul'a getirilmiş, vücudu Snagov'da bir manastıra gömülmüştür. Ancak manastırda 1931'de yapılan kazılarda mezarın boş olduğu görülmüştür.

ay savaşçısı

美少女戦士セーラームーン
(Bishōjo Senshi Sērā Mūn)
Demografik {{{demografik}}}
Tür Dram, Fantezi, Komedi, Macera, Romantik, Shoujo
Manga Pretty Soldier Sailor Moon
Yazar Naoko Takeuchi
Yayımcı Kodansha
Yayınlandığı yer Japan Nakayoshi
Gösterim Şubat 1992-Mart 1997
Cilt sayısı Orjinal : 18

Yenilenmiş : 12

 

TV anime retty Soldier Sailor Moon (SM, SM:R, SM, SMuperS, SMailor Stars)
Yönetmen Jun'ichi Satoh

Kunihiko Ikuhara

Takuya Igarashi

Stüdyo Tokyo Movie Shinsha
Kanal Japan Yomiuri TV

Türkiye ATV, TRT 1

Gösterim 07 Mart 1994-8 Şubat 1997
Bölüm sayısı 200

Sailor Moon  tarafından yaratılmıştır. Genel olarakSailor Moon (Japonca: 美少女戦士セーラームーン - Bishōjo Senshi Sērā Mūn, Ay Savaşçısı), Japon manga sanatçısı Naoko Takeuchi tarafından yaratılmıştır. Genel olarak sihirli kız takımı konseptini popüler hale getirdiği ve “sihirli kız” türünü tekrar ortaya çıkardığı için saygı görür.

Hikaye, bir zamanlar güneş sistemine yayılmış çeşitli krallıkların reenkarne olmuş koruyucularının şeytani güçlerle savaşmalarını konu alan farklı serilerin bileşimidir. Sailor Senshi (İng: Sailor Soldiers) denen ana karakterler, ay ve gezegenler adına bayan kahramanlara (Ay Savaşçısı, Merkür Savaşçısı, Mars Savaşçısı, …) dönüşen genç kızlardır. “Sailor” kelimesi Japonya’da yaygın olan kız okul üniformalarının stilinden gelir (Jp: sērā fuku, denizci kıyafeti). Seride kullanılan fantastik unsurlar ağırlıklı olarak semboliktir ve çoğu da mitoloji üzerine kurulmuştur.

Ay Savaşçısı’nın mangası, tek bir Sailor Senshi etrafında dönen Kod adı: V Savaşçısı isimli diğer bir manganın ardısıra yaratılmıştır. Takeuchi, bu fikri, dış gezegen savaşçıları ile ilgili sevimli bir seri oluşturmak isteyince keşfeder ve editörü de kızları sailor fuku içine koyup koyamayacağını sorar. V Savaşçısı’nın anime serisine uyarlamanması teklif edilince konsept değişir ve V Savaşçısı serinin içinde, takımın bir üyesi olur. Sonuçta oluşan manga, Takeuchi’nin hayran olduğu sihirli kız ve sentai (Japonca: 戦隊 - sentai, takım) türünde bir patlama yaratır. Ay Savaşçısı bu iki türün birleşimi olan ilk seridir. Manga, ayrıca anime, müzikal gibi oldukça popüler olan diğer medya ürünlerine de çevrilir. Ayrıca video oyunları ve bir de tokusatsu (Tr: gerçek uyarlama, İng: live-action) serisi üretilmiştir.Konu [değiştir]

Genelinde konu Usagi Tsukino ve onun hayatında gelişen olaylardır. Bir gün Luna adında bir kedi ona polislerin savaşamadığı düşmanlarla savaşması gerektiğini söyler ve onu savaşçıya dönüştürecek ay broşunu verir. Bundan sonra ise iyinin kötülerle savaşı başlar.Usagi Ay Savaşçısına dönüşür ve diğer gezegen savaşçılarını aramaya başlar. İlerleyen bölümlerde gezegen savaşçıları ona yardım etmek için ortaya çıkacaktır.

 

Karakterler [değiştir]

Usagi Tsukino - Ay Savaşçısı: Usagi, sulu gözlü, duygulu ve de tembel bir öğrencidir. Grubun lideri olup saldırılarında Ay'ın sihirli gücünü kullanmaktadır.Kimlikleri: Usagi, Sailor Moon, Usako, Super Sailor Moon, Eternal Sailor Moon, Prenses Neo-Queen Serenity, Prenses Serenity

Ami Mizuno - Merkür Savaşçısı: Anime 8. Bölümde ortaya çıkar. Elementi su olup görevi Usagi'ye yardım etmek ve prensesi bulmak/korumaktır. Çok zeki ve başarılı bir öğrencidir.İyi bir yüzücüdür.En korktuğu şey ise aşk mektuplarıdır.

Rei Hino - Mars Savaşçısı: Psikolojik güçlere sahip bir karakter, Hikawa Jinja tapınağında yaşamaktadır.sert bir mizacı vardır.Bölümlerde sık sık Usagi'yle tartışır.Mamoru'yla bir dönem çıkmıştır.

Makoto Kino - Jüpiter Savaşçısı: Oldukça güçlü bir o kadarda duygusal bir kızdır. Pasta yapmak en büyük zevkidir. Lezzetli de yapar.Adının anlamı "ağaçların bilgesi" dir.

Minako Aino - Venüs Savaşçısı: Minako, aşk ve güzellik için savaşır. Tam da tarif edildiği gibidir. Çok eğlenceli, mutlu olmayı seven biri. İdeali yıldız olmak.

Aşağıdaki karakterler Sailor Moon S ile ortaya çıkarlar.

Hotaru Tomoe - Satürn Savaşçısı: Kendi halinde, içine kapanık sessiz bir kız. En sevdiği arkadaşı Chibi-Usa ile vakit geçirmeyi sevmektedir.

Michiru Kaioh - Neptün Savaşçısı: Harika keman çalan ve resim yapabilen, sanatın tüm dallarında aktif bir karakter. Haruka'nın sevgilisidir.Güzelliği ile herkesi kendine hayran bırakır.

Haruka Tenou - Uranüs Savaşçısı: İnsanları etkilemeyi iyi bilmektedir, erkeğe benzer ve özellikle yarış sporlarında çok iyidir.Michiru'nun sevgilisidir,.Okuldaki tüm kızlar ve erkekler ona hayrandır.

Setsuna Meiou - Plüto Savaşçısı: En olgun savaşçıdır. Savaşçı kıyafeti siyah renklidir ve Outer Senshilerin lideri konumundadır.Ölüm kralıdır.Günlük hayattaki ideali ise moda tasarımcısı olmaktır.

Önemli sayılabilecek diğer karakterler şu şekilde:

Mamoru Chiba - Gizemli/Maskeli Şovalye: Usagi ve arkadaşları kötüyle savaşında zor durumda kaldığında gül fırlatma sahnesi ile beliren karakter.Diğer Adları: Prens Endymion, Kral Endymion, Moonlight Prince, Ay Işığı Şovalyesi, Dünyanın Koruyucusu, Tuxedo Kamen, Tuxedo Mask, Smokinli Şovalye, Gizemli Şovalye, Gizemli Prens...

Chibi-Usa - Yeni Ay Savaşçısı: Chibi tarzında çizilmiş bir karakter, Usagi ve Mamoru'nun gelecekten gelen kızlarıdır.Usagi'yle hiç anlaşamamasına rağmen ideali onun gibi olmaktır.Savaşçıların en küçüğüdür.

 

Uyarlamalar [değiştir]

Anime [değiştir]

  • Sailor Moon Classic (Bölüm 1-46)
  • Sailor Moon Return/Romance (Bölüm 47-89)
  • Sailor Moon S (Bölüm 90-127
  • Sailor Moon Super S (Bölüm 128-166)
  • Sailor Stars (Bölüm 167-200)

 

Manga [değiştir]

Her biri 192 sayfa on sekiz ciltten oluşmaktadır ve 52 bölümdür. Manganın çizimi Temmuz 1992'de başlamış ve beş yıl sonra 1997 yılında 52. bölümün çıkmasıyla tamamlanmıştır.

Gerçek Uyarlama

Pretty Guardian Sailor Moon adını taşımakta olan Japon dizisidir. Bu dizi Eylül 2003'de ilk gösterimini yapmıştır. Otuzar dakikalık kırk dokuz bölümden oluşmaktadır.

 

Seramyu [değiştir]

Sailor Moon ile ilgili düzenlenen müzikallerdir. Başta Japonya olmak üzere birçok ülkede gösterime girmiş ve büyük ilgi ve beğeniyle karşılanmıştır.

 

Filmleri ve Özel Şovları [değiştir]

Sailor Moon'un üö filmi bulunmaktadır. Bunlar Sailor Moon R Movie, Sailor Moon S Movie ve Sailor Moon SuperS Movie: Miracle in the Black Dream Hole adlarını taşımaktadır. Ayrıca bazı özel şovlar hazırlanmıştır. Önemli olanları: Make-Up! Sailor Senshi, kısaca savaşçıları tanıtmaktadır. Ami's First Love, Ami karakterinin ilk aşkını anlatmaktadır

dragonball

Dragon Ball (Katakana: ドラゴンボール), yazarı Akira Toriyama olan Japonya'nın önde gelen anime-çizgi film serilerinden biridir. Bu animenin baş kahramanı Son-Goku adında küçük bir çocuktur.Çizgi filmde 7 topu bulan ve yerlerine yerleştiren kişi gökten gelen korkunç ejderhadan bir dilek dileyebilirmiş.

Toplam 153 yarım saatlik bölümlerden oluşan Dragon Ball, Japonya'da 26 Şubat, 1986 - 12 Nisan, 1989 tarihleri arasında yayınlanmıştır.Hikayesi [değiştir]

12 yaşındaki kahraman Son Gokū, dedesini kaybetmiş ve ondan yadigar kalan 4 yıldızlı topu ile tek başına yaşamaktadır. Dileğini gerçekleştirmek isteyen bir çok kişi bu 7 ejder topunun peşindedir. Bulma adlı kız da bu topları aramaya kalkışır ve yolculuğuna devam ederken Son Gokū ile tanışır.

Kendisine dünyanın en yakışıklı erkek arkadaşını dilemek amacında olan Bulma, toplardan birine sahip olan Goku'yu kendisi ile topların geri kalanını bulmak için yola çıkmaya ikna eder. Ve böylelikle macera başlar.

 

Karakterler ]

Son Gokū (aşağıdaki: çocukluk)
Son Gokū (aşağıdaki: çocukluk)
Super Saiya-jin'leşen Gokū
Super Saiya-jin'leşen Gokū

 

Son Gokū ]

Son Goku (孫 悟空, Son Gokū) Akira Toriyama tarafından yaratılan Dragon Ball anime serisinin ana karakteri. Son Goku biraz tuhaf, maymun kuyruklu, çok fazla güçlü ve dövüş sanatlarını (martial arts) öğrenmeye çalışan küçük bir çocuk olarak karşımıza çıkıyor.Son Goku'nun kuyruklu olmasının sebebi ise bu dünyadan bir insan olmaması ve galaxinin en savaşçı yaratıkları olan Saiyajin ırkından gelmesidir.Ayrıca Son Goku geceleri dolunay gördüğünde büyük bir maymuna dönüşebiliyor. Adı Batı Seyahatname (西遊記 / 西游记) adlı romanın başkahramanı Sun Wukong (孫悟空 / 孙悟空)'dan alındı.

 

Soy Ağacı ]

Goku insan değildir ve saiyagin ırkındandır. Bu ırk, Vegeta gezegeninde yaşamaktadır. Babasının ismi Bardock'tur. Erkek kardeşinin ismi Raditz. Fakat Goku ve Piccolo birlikte savaşarak onu öldürürler. Annesinin ismine dair hiç bir kayıt yok seri boyunca.

 

Gyumao
Grandpa Son Gohan
Burdock
 
Manevi dede
Chichi
Son Goku
Raditz
Mr. Satan
Son Goten
Son Gohan
Videl
Pan
 
 
 
Son Goku Jr.
 

 

Bulma